Venedik’de Banu Cennetoğlu’na Ziyaret


Banu Cennetoğlu’nun KATALOG formundan seçimlerim.

“Lapses”. Lapses/*4.  53. Uluslararası Venedik Bienali’nde Türkiye Pavyonu Kitap Serisi. Ed. Başak Şenova. Çeviri. Nurşin Odelli & Funda Şenova, Vol 4. İKSV. İstanbul.

Burak Arıkan, 1 Kasım 2010

Banu Cennetoğlu’na Venedik’de karşılaştığımızda “fotoğraflarının kopyalanmasından çekinmiyor musun? Ya başkaları başka KATALOG’lar yaparsa?” diye sorduğumda “olabilir, bunu ben de merak ediyorum” demişti. Banu, bir orjinal eserin türevinin olmasını ya da farklı versiyonlarının başkaları tarafından üretilebilmesini problem olarak görmüyor, tam tersine bu durumu kurcaklıyor, işine alet ediyordu.

Türkiye Pavyonu’nun Banu’ya ayrılan kısmına girip masanın üstüne sırayla yerleştirilmiş KATALOG’lardan birinin önüne oturdum. Dijital kopyalama problem değil ama fiziksel alıp götürme problem, KATALOG’lar masaya bağlanmıştı! Hemen önümde bir kalem ve bir form, KATALOG’u karıştırdıkça beğendiklerimi forma işaretlemeye başladım. Sonra bunları websitesinden tek tek indirecektim, belki kendi beğenime göre bir Banu Cennetoğlu kataloğu basabilirdim.[1]

KATALOG Banu’nun 1994-2009 arası çektiği 451 fotoğrafı biraraya getiren bir sipariş kataloğu simulasyonu. Kendi bağlamlarından kopartılmış, farklı zamanlardan ve yerlerden subjektif kararlarla bir araya getirilerek 15 kategoriye sokulmuş fotoğraflardan oluşuyor. Çeşitli işaret ve anlam patikaları oluşturarak türlü yönlere giden ve gerçekliği çok parçalı şekilde belgeleyen ya da anlatan fotoğraflar.

Arka arkaya sıralanmış tam sayfa fotoğraflar katalog boyunca seyirciye bir alan bırakmadan raslantısal bir dokuya dönüşüyor gibi gözüküyor ilk bakışta. Raslantısallık yer yer anlamlı örüntülere dönüşebiliyor görüntülerin belleğimizi uyarıp bizi anılara götürmesiyle. Bu bağlamda KATALOG deneyimi Godard’ın karşı sinemasındaki montajlarından ya da amatör kameradan çıktığı gibi dizilmiş tatil hatıraları slayt şovundan farklı değil gibi duruyor. Ancak işin yerleştirilişi ve önümüze koyduğu form ile konumlandırılışı bu seri fotoğraflar arasında ilerlerken bize durup dışarı çıkarıp seçimler yaptırıyor ve geri döndürüyor, dolayısıyla bu oluşan anlamlı anlamsız örüntüleri sürekli kesime uğratıyor.

Otoban kenarında duran insanlar, bürokratların içinde olmadığı resmi toplantı odaları, fotoğraf hakkında fotoğraflar, sosyopolitik belirsizlikler, olağan sıradan durumları yakalayıp açık ettiği anlar, non-primetime yerlerin ve anların görüntüleri, artık zamanları ve artık yerleri belgelemeye çalıştığı fotoğraflar en çok KATALOG formuna işaretlediklerimdi. Savaş sonrası Gürcistan, Türkiye, New York gibi yerlerde yaşanan travmanın ardından ne olduğunu toparladığı fotoğraflar arka arkaya dizildiğinde birbirleri arasında bir ilişki, bir zincirleme anlam kurulup kurulamaycağını irdeliyor. Banu bu sıralama için “sadece kaydedenin depresyonunu belgeleyen görüntüler ile dünyanın depresyonuna yol açmış görüntülerin aynı düzlemde bir araya gelebilmesi” demişti bir sohbetimizde.[2]

Banu sipariş kataloğu şeklinde tasarladığı KATALOGU’un parçalarını websitesinden dijital olarak indirmeyi de mümkün kılarak işi olası bir tekrar dağıtıma açıyor. Bir sanatçı için oldukça önemli bir sergide işinin ücretsiz dağıtılması ve iki ay sonra sergi bittiginde bu teklifin ortadan kalkması –websitesinden kaldırılması– söz konusu. İndirilen fotoğraflarla ne yapılacağını kontrol edememe hali, kimin nereden ne kadar hangi fotoğrafın kopyasına sahip olduğunu bilmemeyi seçme bilindik sanatçı ya da sanatsever davranışlarından farklı. Bir yanda, sanat pazarının en önemli etkinlikleri sayılan fuarlara bir “precursor” olabilen sanat bienali ortamında aykırı bir tutum. Öte yanda, sanat pazarı dışında gündelik hayatımıza karışmış dijital alışkanlıkara göre ise olağan bir durum dijital kopyalama, ağda kontrolsüz dağıtım, orjinalin önemsizleşmesi, ürünlerin daimi versiyonlara bölünmesi. Sanat dünyası ile dijital dünya arasındaki bu boşluklar en iyi 1997‘de Heath Bunting Documenta 10‘un websitesini kopyalayıp yeniden kendi sitesinde yayınladığında yakalanmıştı.[3]

Bir Seth Siegelaub sanatçı kontratında eserin satıldıktan sonra bile nasıl gösterileceğinin sanatçıya sorulması koşulu ve 30 yıl sonra dahi bu koşulu uygulamaya devam eden Hans Haacke gibi sanatçıların tavırlarına göre farklı bir yerde duruyor Banu’nun tavrı.[4] Ne Siegelaub kontratındaki gibi devlet denetimli ekonomi, ne tam serbest market ekonomisi, ne de kapitalizm karşıtı bir tutum; Banu’nunki kapital ile ilişkisini kayıtsızlaştırma çabası.

Geçici bir süre için ücretsiz dağıtıma açılan KATALOG ile alınan tavır, “bu fırsatı kaçırmayın” dercesine alay ederken, kapital karşıtı değil, kaptial dışı bir eyleme dönüşüyor. Telif, sahiplik, kopya, versiyon, kontrolsüzlük üzerine sınırlanmış bir deney. İlgisizleşerek yapılmış seçimler. Bir kayıtsızlık durumuna varış. Banu bu işle bir döneme dair düşüncelerini tamamlamış oluyor.

[1] Eylül 2009’da bilgisayarım çalındı. KATALOG websitesinden indirdiğim tüm fotoğraflar da gitti. Sonra da websitesi kapanmıştı.

[2] Düğümküme Toplantıları 4: Gerçekliğin Sürümleri. 18 Mayıs 2010. Istanbul. http://dugumkume.org/dk04

[3] Documenta 10’un düzenleyicileri sergiler bittiğinde websitesinin kaldırılacağını açıkladığında, buna tepki olarak Heath Bunting websitesini kopyaladı ve kendi sitesinde yayına verdi: http://www.ljudmila.org/~vuk/dx/english/frm_home.htm

[4] Seth Siegelaub’un 1971’de yazdığı sanatçı kontratı. http://geheimrat.com/thecontract.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Email listesi ☞🎉✌️✉️

İki ayda bir sergilerden ve konuşmalardan duyurular.