Suç ve Sanat

Burak Arıkan – Özgür Uçkan, 19 Eylül 2010. İlk olarak Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Bu yazı Tophane’de Tütün Deposu’nda yapılan “Fikirler Suça Dönüşünce” sergisine dair bir eleştiridir. Bu yazı yazıldıktan iki gün sonra Tophane’de faşist bir çete sanat galerisi açılışlarına saldırdı. Bir an fikirler gerçekten suça mı dönüştü diye kendimize sormadan edemedik. Ancak bu sistematik saldırıyı ne galerilerde bulunan sanat eserleri tetiklemişti ne de gözü dönmüş saldırganların eserlerden anlayacak bir hali vardı. Çete, uyuşturucu ticareti ve hırsızlık yaptığı alanların giderek görünür kılınmasından rahatsız olduğunu mahallelinin duygularını ve inançlarını sömürerek gösterdi (ilk aşamada yakalanıp salınan 7 kişi arasında uyuşturucudan sabıkalılar vardı). Şimdi Tophane saldırılarını yapan çetenin yakalanıp yargılanması için kamuoyu desteğini sürdürme zamanı.

1. Sanat biçimi olarak suç

“Fikir suçu” kavramı, aslında hukuk felsefesi açısından ciddi bir paradoks içeriyor. Eğer fikir suç işlemeye yönlendiriyorsa, bu suç henüz gerçekleşmemiş olduğu için ortada suç yoktur; eğer fikrin kendisi suç ise, bu kez de “suç” kavramının kendisini sorgulamak gerekir, çünkü suç sonuçları olan bir “eylem” olarak tanımlanır. Dolayısıyla “fikir suçu” aslında yoktur; hukukun işleyiş mantığına uymayan, ama otorite tarafından yararlı bulunduğu için üretilen bir baskı mekanizmasından başka bir şey değildir. Bu kavram kullanıldığı her an hukuk sistemini bozuma uğratıyor.

Halil Altındere Tütün Deposu’nda düzenlediği Fikirler Suça Dönüşünce sergisine başlarken Harald Szeemann’ın 1969’da yaptığı Tavırlar Biçim Olduğunda sergisinden esinlendiğini söylüyor. Serginin tam adı alt başlığıyla beraber Tavırlar Biçim Olduğunda: İşler, kavramlar, işlemler, durumlar, enformasyon, yani gayrimaddi olanın görünür kılınması, biçimlere dönüşmesi üzerine. “Fikirlerin suça dönüşmesi” yine maddi olmayanın görünür kılınması anlamına geliyor, ama bu sefer sanatçı tarafından değil hukuksal düzen tarafından.

Geçmişte Türkiye’de suç olmuş eserler ya da halkı kışkırtmış sergiler olmuştu. 1992’de Hale Tenger 3. İstanbul Bienali’de yer alan Böyle Tanıdıklarım Var II çalışması için Türk Bayrağına hakaret suçlamasıyla yargılanmıştı. 2005’de Halil Altındere’nin düzenlediği Serbest Vuruş sergisinin kataloğu 301‘den sakıncalı bulunup toplatılmak istenmişti. 2007’de Hafriyat’ın düzenlediği Allah Korkusu sergisi henüz açılmadan Vakit gazetesi tarafından hedef gösterilmişti.

Fikirler Suça Dönüşünce sergisinde gerçekten suça dönüşmüş bir eser var mı?

2. İkon kırıcılık vs. program bozuculuk

Dünyada sanat biçimi olarak suç, sanat ve aktivizmin kesiştiği bir alana giriyor. Bu alanın temel pratiği eylem. Resim video fotoğraf heykel gibi temsili ürünler değil. Ama Türkiye’de temsili sanat eserleri Atatürk, İslam, Kürtlük gibi dogmaları sarsabiliyorsa, bunun sebebi dogmaların dikte edilmiş zamanla oluşmuş sembolleri ve hikayeleri ile ayakta durmasıdır. Bu dogmaları yapan ikonlar kırıldığında ya da hikayeleri tersten anlatıldığında Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre suç oluşabiliyor. Dolayısıyla ikon kırma ya da karşı hikayeleri oluşturan fikirler suça dönüşebiliyor.

Dünyada ise dogmayı ayakta tutan en önemli öğe “program”. Irak işgalini Saddam’ın heykeli üzerinden değil, operasyonlarıyla, güç ilişkileriyle tartışıyoruz. IMF’yi bütçesiyle, programıyla, stratejisiyle eleştiriyoruz. Wikileaks’de Julian Assange Afganistan’daki savaşın kayıtlarını yayınlandığında gerçekten Amerikan askeri endüstriyel kompleksi sarsılabiliyor. Türkiye’de ise mesela bir İslami endüstriyel kompleksin öz ekonomisi ya da ağ dinamikleri odak noktası değil, meşguliyetimiz henüz onun ikonlarıyla ve liderleriyle.

Bu şartlar altında gerçekten dogmayı yerinden oynatabilmek, dogmayı ayakta tutan programı çözüme uğratmaktan başlar. Programın kaynağını açmak, bozmak, ters kullanmak, karşı kodlamak, öteye taşımak eylemleriyle yapılabilir. Bu durumda da yine fikirler suça dönüşecektir, ama hangi savcı için?

3. Ters avant-garde

Gilles Deleuze disiplin toplumu ile kontrol toplumu arasındaki farkı anlatırken hammade almayan, bitmiş ürün satmayan, içerde tasarlayan dışarda üreten, servis satıp hisse almak isteyen, tasarruf yapmayan faiz oranlarını oynayan bir üst-üretim kapitalizminden bahseder.

Türkiye’de bugün disiplin toplumundan kontrol toplumuna bir geçiş yaşıyorsak, artık hakimiyet ikonlar ya da hikayeler tarafından muhafaza ve müdafa edilmiyor olabilir. Artık bir dogmayı ayakta tutan şey onu temsil eden ikonu değil, onu oluşturan programıdır. Böyle bir ortamda ikon, sadece dogma’yı koruyan bir ön savunma olur, ters öncü, ters avant-garde oluşturur kendisini sorgulayanlar için. İkon kırıcılık ters avant-garde üretir.

4. Serginin bilinmeyen bilinmeyenleri

Fikirler Suça Dönüşünce sergisinin ikon kırıcı ve karşı hikaye anlatıcı işlerinin arasında program bozan işler eski Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in deyimiyle “bilinmeyen bilinmeyenler” oluyorlar–şu anda bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler.

Ali Miharbi* düğmesine basıldıkça ilerleyen duvar saatiyle zaman akışını gösteren bir mekanizmayı karşı kodluyor.

.-_-. isimli sanatçı müellifliği sorguladığı videosunu daha önce yaptığı video veritabanı projesinde yeralan özgür / açık kaynaklı parçaları kullanarak oluşturuyor. Videonun kendisini “copyleft” lisansı ile özgürce dağıtılabilir kılıyor. Videonun alışıla gelmiş sinema estetiği tartışması, kaynak açma ve özgür dağıtım eylemi ile bypass ediliyor.

Burak Arıkan Gelmişini Geçmişini Silerek Büyüyen Şey ile yarattığı ağ simulasyonunda büyürken geçmişi silmenin mekaniğine bakıyor, yarattığı kaosta ağ dinamiklerini gözleme açıyor.

5. İnternet zamanında suç ve sanat

İnternet fikirlerin üretilmesi, yayılması ve etkileşime girmesi bakımından temel bir paradigma değişimini işaretlediği için, “fikir suçu” kavramını da sanatın ifade biçimlerini de eşit oranda dönüştürüyor. Bir deyişle, internetin “fikir suçu”nu cezalandırılmadan işlemeyi ve bunu sanat kullanarak yapmayı kolaylaştırdığını söyleyebiliriz.

Bu dönüşüm, olup bitenlerin gerisinden gelmek zorunda olan hukuk açısından ciddi sorunlar doğuruyor. Zaten hukuksal bir paradoks olan “fikir suçu” kavramı, internetle birlikte daha da karmaşıklaşıyor. Çünkü internet hukukun ulusal sınırlarını etkisizleştiriyor. Suç olduğu iddia edilen fikirlere internet üzerinde erişimin engellenmesi, yani internet sansürü, hukuksal mantık bakımından “suçu engellemiyor”; sadece etkisini sınırlandırıyor. İnternet hukuku aşıyor.

İnternet ve genelde ağ ortamını kullanan sanat işleri, ikon kırmak için değil, program bozmak için yepyeni imkanlara sahip. İnternetle birlikte sanatın düşünce ve ifade özgürlüğü ile kurduğu bağlantı güçleniyor.

Sanat artık bir tür “kolektif fikir suçu” eylemi haline geliyor.

* Ali Miharbi’ye bu eleştirinin yazılmasındaki katkılarından dolayı teşekkürler.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *